9 Nisan 2009 Perşembe

HAYAT BU KADAR KOLAY MI...?


Arkadaşlıklar, dostluklar, kazançlar, sevgiler... kolay.!Sevgimizi, aşkımızı bile kolay yaşamak istiyoruz.. Bizi yormasın, zorlamasın, başımıza bela olmasın......İstediğimiz zaman olsun, onun dışında yok olsun.... Bir kumandanın ucunda olsun her şey, bir bilgisayarın düğmesinde, bir telefonun tuşlarında.... Ulaşmak, yaşatmak, canlandırmak, hissetmek için çaba harcamayalım. .. Sanal dünya giriverdi hayatımıza tam da bu çağın günlerinde, çok da işimize geldi. Sanal âlemin, sanal insanları olduk hemen... Duygularımızdan korkar olduk... Hissetmek yok... Her şey bir yalan... Sanal âlem değeri yok... Düşünemedik ki kablonun diğer ucunda gerçek insanlar oturuyor...Dokunmayahissetmeyegöz göze gelmeye korkar olduk... Bir bilgisayar, bir msn, bir kamera her şey tamam... İnsan başka ne ister ki... Böylesi daha güzel, sanal bir gerçeklikte sorumluluk duygusu yok, bağlanma yok, hesap vermek yok deyiverdik.. . Canın isterse varsın, istemezse yok... Ne güzel, tam bu çağın insanına göre...Kolay işin, hangi yoldan elde edildiğinin hiç önemli olmadığı kolay paranın peşinde koştuğumuz, hayata direk tepeden başlamak istediğimiz bu günlerde kolay ilişkilerde giriverdi usulca yaşantımıza... Zora gelemiyoruz, gerçek ilişkiler sıkıyor biraz... Biri azıcık duygularından söz ettiğinde birden itici oluveriyor, hemen pilimizi, pırtımızı toplayıp arkamıza bile bakmadan oradan uzaklaşıveriyoruz... Neden peki, bünyemizde barındırdığınız şeyden kaçmak niye, yok saymak, derinlere göndermek... Kimsenin gözüne gerçek anlamda bakmak istemiyoruz, korkuyoruz birilerinin gözlerine bakmaktan...Mekanik hayatlar, mekanik ilişkiler istiyoruz... O kadar rahatladık ki artık.. Sevmeye bile üşenir olduk... ben gelemem ama gelirsen de hayır demem... buradayım, isteyen gelip alsın... ben kılımı kıpırdatmam... uğraşamam... çaba harcayamam.. . ama şöyle yakınlarımda olsan o başka... aşk aramıyorum, sevgi aramıyorum, sadece ilişki arıyorum deyiverecek kadar bir yerlerde unuttuk duygularımızı, yitiriverdik insanı insan yapan ruhumuzu... Sevmekten korkar olduk... Ne oldu bize, ne zaman, nerde kaybettik sevmeyi, kimlere bırakıverdik ruhumuzu, kimler acıttı canımızı da bu kadar acımasız oluverdik... Ben uğraşamam ama sen buralarda olursan da hayır demem yani, diyecek kadar korkar olduk bir şeylerin peşinde koşmaya.. Bencil oluverdik...Bir gün yalnız uyanmanın ne kadar korkutucu olacağı aklımıza hiç gelmiyor nedense... kendi doğamıza hasret yaşadığımızı bile anlayamadık...

9 Mart 2009 Pazartesi

KIRIK CAM TEORİSİ


Suçlarla mücadeleyi nasıl başardın?" sorusuna Guiliani'nin cevabı: "Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim.Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım."Bir sokağın suç bölgesine dönüşme süreci önce tek bir pencere camının kırılmasıyla başlıyor. Çevreden tepki gelmez ve cam hemen tamir edilmezse, oradan geçenler o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünüyor, diğer camları da kırıyor. Ardından daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği bir mahalleye dönüşüyor.Bunu anlayan New York polisi, önce küçük suçların peşine düşmüş. Metroya bilet almadan binenleri, apartman girişlerini tuvalet olarak kullananları, kamu malına zarar verenleri, hatta içki şişelerini yola atanları bile yakalayıp haklarında işlem yapmış.Polis bu kararlılığıyla "Küçük müçük, bizim için hiç fark etmez; bu sokağın, metro istasyonunun veya mahallenin suç üreten bir bölge olmasına izin vermeyeceğiz." demiş. 'Kırık Cam Teorisi' ABD'li suç psikologu Philip Zimbardo'nun 1969'da yaptığı bir deneyden ilham alarak geliştirilmişti. Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model Oldsmobile bıraktı. Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri gizli kamerayla izledi. Bronx'taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi 'sağ kalan' otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil oldu. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti. "Demek ki" diyordu Zimbardo, "ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz. "

8 Mart 2009 Pazar

08 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ


8 Mart günü Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanır. Bu gün kadınlar tarafından ve / ya da kadınlar için konferans, gösteri ve eğlence gibi çeşitli etkinlikler düzenlenir. Kadınlar arası dayanışma ve kadınların toplumdan beklentileri vurgulanır.Kadınlara özgü bir günün var olması düşüncesi ilk kez, 26-27 Ağustos 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında ortaya atıldı ve kabul edildi. Bir çok ülkede her yıl kutlanmaya başladı. İsveç’te ise 1912 yılından itibaren kutlanmaya başladı.Ancak ilk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde ama her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı tarafından olmuştur.İki dünya savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de kutlanılmaya başlamasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 yılında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti.